Gündelik İrrasyonelliğimiz: Çoğunluğa Başvurma Safsatası

Gündelik İrrasyonelliğimiz: Çoğunluğa Başvurma Safsatası

Şu andan yaklaşık 70 bin yıl kadar önce insanlık tarihinin en önemli temel taşlarından birisi ortaya çıktı: Konuşmak. Artık insan içinde bulundurduğu engin bilgilerini dili aracılığıyla çevresine yaymaya başladı. İlk başlarda küçük adımlarla ilerlese de ‘bilge’ insan dur durak bilmeden düşüncelerini yaymaya, konuşmaya devam etti. 

Bir gün içerisinde bile birçok şey düşünür, yargılara varırız. Peki bu her düşündüğümüz ve sözlere döktüğümüz olguların doğru olduğunu gösterir mi? Bazen kurduğumuz iletişimlerde zihinsel tembelliğimizin ve kısa yollarımızın sonucunda ‘safsata’ ortaya çıkar. Bunu basit sözcüklerle açıklayacak olursak, düşünmede yapılan hata diyebiliriz. Safsataların en önemli noktası ise ilk duyduğumuz zaman kulağımıza mantıklı gelir ancak üzerine düşündüğümüz zaman mantıksal hataları oldukça açık bir şekilde görebiliriz. Safsatanın en güzel örneği hepimizin çoğunlukla yaptığı bir davranış: Çoğunluğa başvurma safsatası ya da argumentum ad populum…

safsata tanmı

Safsatanın isminden anlaşılacağı üzere ‘topluma yönelik düşünme’ olarak değerlendirilebilir. Günlük hayatımızda bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu safsatayı büyük bir çoğunluğumuz yapmıştır. Çünkü pek çok insan herhangi bir fikrin doğru olduğunu düşünüyorsa bireyler de istemsizce kendilerine bu düşünceyi entegre eder. 

Özellikle insanlık tarihine baktığımız zaman bu sabit ‘topluluk’ fikirlerine inanmanın yıkıcı etkilerini görebiliriz. Örneğin ‘siyah’ tenli insanların ‘düşük’ sınıf insanlar olarak adlandırıldıktan sonra geriye kalanların bu fikri benimseyerek yıllar boyunca sırf topluma ayak uydurabilmek için bu insanları yargılamaları oldukça etkileyici bir örnektir. Ayrıca yüzyıllar boyunca süren ve kanıtlansa dahi bir grup insanın sarsılmaz bir inançla günümüzde bile inanmaya devam ettiği Dünya’nın düz olduğu düşüncesine kapılıp gitmesi de örnek gösterilebilir. Geçmişimizde olduğu kadar günümüzde de bu mantık hataları oldukça fazla yapılmaktadır. Örneğin ülkemizde bu durum siyasi konularda oldukça fazla görülür. ‘O kadar insan solcuları terörist olarak sınıflandırıldığını söylüyor, yalan olacak değil ya, kesin yapmışlardır bir şey. Hepsi batının kölesi işte.’ Gibi asılsız, herhangi bir delile dayanmayan fikirlerini duyarsızca çevreye saçmaktadır.

Peki bu safsataya ne sebep olmaktadır?

çoğunluktan dışlanmak

İnsan sosyal bir varlıktır. İletişim kurmak, fikir ve duygu paylaşımında bulunmak ister. Toplumdan uzaklaştıkça da ‘değersiz’ ve huzursuz hissetmeye başlar. Yani ‘yalnız kalma’ korkusu nüksettikçe ‘sürüye katılma’ ihtiyacı hisseder. Bizi bu safsataya yakınlaştıran temel olgulardan biri bu korkudur işte. 

Bu topluluğu takip etme isteği psikolojide ‘Sürü Psikolojisi’ adı altında incelenir. Birey toplumdan dışlanma korkusuyla kendini bu denizin içine atar ve akıntının kendini istediği yere götürmesine izin verir. Belki geçmişte hayatta kalmak için işimize yaramış olsa da günümüzde bunun ne kadar yarar sağlayabileceği oldukça tartışılır bir konudur. Toplum düşüncelerini benimseyen bir bireyin ise günümüzde yarardan çok zarar göreceği öngörülebilir.

Bu zarara küçük bir örnek verebiliriz: Bireyler düşünce tembelliğinin içine dalıp yavaş yavaş kendi içindeki düşünce ve duyguları kaybetmeye başlarlar. Artık biricik bir düşünce sistemi olmaktan çıkmış beyinler, tek bir düşüncenin milyonlarca ağzı olmaya başlarlar. Bu döngünü içinde kaybolmuş beyinler artık korku hissetmezler. Çünkü ‘düşünce’ kavramının bile ne olduğunu unutmaya başlayacaklardır. 

irrasyonellik

İşte topluma başvurmak bizi bu derecede etkilemeyi başarır: kendi düşüncelerimizi unutturacak kadar. Bu olaya verilebilecek en güzel örnek ise Nazi dönemi Almanya olabilir. Bu yıkıcı etki ‘Sürü Psikolojisi’ ile bireylerin normalde yapmayı asla düşünmeyecekleri hareketleri bile adeta bir uyuşturucu etkisindeymişçesine yapmalarını sağlamıştır. Bu bireyler daha sonra sadece ‘söyleneni yaptım’ ya da ‘herkes böyle düşünüyordu/yapıyordu’ diyerek sorumluluklarını üstlerinden atmaya çalışmışlardır. Her ne kadar geç olsa da. Bizler toplumu takip ettiğimiz zaman, suçu kendimizde aramamaya meyilli oluruz. 

Aktarılan örneklerde de görüldüğü üzere yaptığımız küçük mantık hatalarımız gözümüze çarpmasa da bunlar birikerek toplumsal bir imha silahına dönüşebiliyor.

Peki bizler bu safsatalardan korunmak için ne yapabiliriz ?

Safsatalardan kaçınmanın yolu mantık içerisinde eleştirmekten geçiyor. Günlük, basit bir konuşmada geçen küçük ayrıntıları dinleyip, eleştirmekten. Bu safsataya özgün olarak da yapılabilecek en doğru hareket başkaldırmaktır. Yapılan yanlışlara/safsatalara tepki göstermezsek aydınlanmış yolda yürüdüğümüzü nasıl anlayabiliriz ki?

 


Gökçe Çoban

Öğrenci Kariyeri yazarlarından Gökçe Çoban ..

0 Yorum

Yorum Yap

😄

Bültenimize kayıt olun!

Güncel haberleri takip etmek için bültenimize kayıt olun, böylece daima güncel bilgilerle donanmanıza yardımcı olabilelim.